Maria Montessori’nin Türk mobilya sektörünü ruhuyla kalkındırması üzerine…

Ben yıllar ilerledikçe konsantrasyon yetimi doğru kullanamamaya başladım, en uygun örnek de şu an yapmam gereken acil başka 3 konu başlığı varken, oturup bu yazıyı kaleme alıyor olmam. Freelance yaşamımın onuncu yılını devirirken artık beynim ayrı bir organizma olarak isyanda ve istesem de yapmam gereken işi öne almama müsaade etmiyor ve sırayı kendisi belirliyor… Kişisel olarak çözmem gereken bir problemim daha olması ne kadar rahatlatıcı 🙂

Sağolsun canım Kadıköy’üm kentsel dönüşümüyle çok sevdiğim mesleğime duyduğum sevgiyi öldürürken, kendime açtığım yeni yollarda bata çıka ilerliyorum. Çocuk gelişimi okumaya başlamak bu yollardan sadece biri; Bir kör sokak da olabilir, ama inanıyorum okunan, öğrenilen her şey insanın ruhunu zenginleştirir, sadece kendin için oku  ve yaz kimse okumasa bile… İşte Montessori ile ilgilenmem de bu sebeple başladı. Ne yalan söyleyeyim; yapım gereği herkesin sevdiği, yücelttiği, sahiplendiği şeylerden hep uzak durdum. Bu konuya karşı da uzun süre mesafeli kalmayı tercih ettim ki; Bir sabah gördüğüm yüz bininci ‘Montessori Yatağı’ ile tavrım değişti…

Yeter dedim! Allah aşkına yeter! Kocaman bir yer yatağı, tepesinde çoğunlukla bağlantı yerleri bile düzgün gönyede birleştirilememiş bir çatı konstürksiyonu ve illaki toplu ışıklar…

Ya dedim, bu kadıncağız bu yatağı çizip kitaba mı koydu, noluo?

Bu yatağa yatınca yavrum sabah ‘dünyanın en uyumlu, özgüvenli, self-controlled çocuğu’ olarak mı uyanacak?

Okumaya başlamam böyle başladı, kitaplarda da, geçen cumartesi katıldığım seminerde de böyle bir yatak çizimi görmedim, ama varsa Maria Montessori tarafından çizlimiş böyle bir yatak; kul hakkı için yollayın mailime…

Çok akıllı, yüce, saygı duyulası bir kadın Maria Montessori, bildiğim kadarıyla İtalya’nın ilk kadın tıp doktoru, tüm fikirlerine katılmasam da, hoş zaten kendisine değişime açık olduğunu ve yılların ihtiyaçları değiştirebileceğini ifade ediyor, mantığı, kuralları hele de o yıllarda söylenince çok anlamlı. Hayran olmamak elde değil…

Peki ya yatak 🙂

Şöyle ifade ediyor Montessori genel anlamda hazırlanmış ortam ile ilgili derdini:

Çocuğa kendi başına kullanabileceği bir ortam vermeliyiz: Kendi küçük lavabosu, kendi açabileceği çekmeceler, kendi kullanabileceği gündelik eşyalar, kendi katlayıp-yayabileceği sevimli bir battaniyenin altında uyuyayacağı küçük bir yatak… Ona, içinde yaşayabileceği ve oynayabileceği bir ortam vermeliyiz; sonra da onun kendi ellerini bütün gün kullanmasını gözlemeli, akşam kendi başına kıyafetlerini değiştirmesini ve kendi başına yatağına uzanmasını sabırla beklemeliyiz.

Kısaca benim anladığım dünyayı onun boyutlarına indirgeyerek, minimum yardımla kendi kendine yetebilmesini sağlamanın önemini vurguluyor, o dev yer yatağından da, yatağın çatısından da sanırım haberi yok ya da varsa da benim haberim yok… İlla ki yer yatağı olması gerektiği sonucunu da çıkaramadım ben, yüksek de olsa yatağa güvenli bir basamakla da  çıkabilir, yeter ki kendi çıkabilsin. Eğer derseniz ki; ‘çocuğum benimle yatmaktan hoşlanıyor o yüzden büyük bir yatağa ihtiyacımız var’ bunu da anlıyorum, bir amaç uğruna mantıklı bir nedenle alınmış bir yatak olur o zaman, komşunun yatağının aynısı olmaz. Yani kısaca bir mobilya bir ihtiyacı karşılamak için alınır, montessori felsefesini eve ithal etmezsiniz, ihtiyacınızı karşılarsınız.

Montessori felsefesinin adı kullanılarak tüm çocuk odalarının tek tip olmasından şahsen hoşlanmıyorum, minimalist ya da mıncık mıncık çocuk odalarından da hoşlanmıyorum. Elle decordan fırlamış chevron duvar kağıtlı siyah beyaz çocuk odaları da çocuğa haksızlık, her yeri çiçek böcekliler de bence ama bu başka bir yazının konusu olsun. Bence en güzeli; çocuğun kendinden bir şeyler katabildiği oda (Tabii lütfen her yıl duvarları boyatmak zorunda kalmayayım, ben yani 🙂  Ama herkes ne isterse onu yapsın, saygı her zaman mevcut.

Bu kadar yazdın kadın, işim gücüm var diyorsun bir de…

Yazdım evet…

Yatak için tüm üreticiler adına Maria Montessorinin ruhunu huzura erdirmek istedim.

Kadının adını kullanarak oluşan sektör en azından bir ‘Rest in Peace’ deyiversin…

Hadi öptüm…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir