İddia ediyorum, önümüzdeki 20 yıl içinde yüzmede tüm olimpik madalyalar bizim!

Ben sporcu bir kişiliğe sahip değilim, ama iddiamın arkasındayım. Boş zamanlarımda iki tur koşayım, iki kulaç atayım diye şöyle bir 3 gün heveslenir, 4.gün acaba bugün uyusam mı biraz ya da şu kafamdaki deseni çizsemlerle egzersiz maratonumu ilk 100 metrede bitiririm. 38 yıldır istikrarla spor yapmıyorum, ne spor felsefesinden anlarım, ne antremandan ama dediğim gibi;

Önümüzdeki 20 yıl içinde İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok güzide şehrimizden olimpik annelerimiz gururla yüzme yarışmalarında çocuklarını alkışlayacak, gözyaşları sel olacak… OLMALI!

Peki geçen gün Maria Montessori’ye edilmesi gereken teşekkür bu durumda kimin hakkı olacak?

Hayır, ne antrenörlerin, ne ana babaların, ne de okulların!

Kahramanca her yere havuzlu, hatta yapay göllü siteler yapan inşaat firmalarının olacak tabii ki! Yoksa bu kadar metreküp su, onca altyapı masrafı, arıtma çalışmaları ve tabii ki verdiğimiz deve yüküyle aidatlara yazık olacak. Bizim havuz küçük o yüzden olimpik uzak ihtimal ama bir il birinciliği hedeflenmesi lazım 60 daireli apartmanımızdan…

Konsept artık bu:

Su akar, tüm kat malikleri salondan bakar…

Her boş arazideki apartman yıkılır, yerine site yapılır, ama ortasındaki yeşil alan yeşil kalmaz, mutlaka akan bir su, yazın kullanılacak bir havuz olmazsa ben o sitenin, apartmanın ortasına tüy dikerim. Bizimki dahil…

 

Ben Ataköy’de doğdum büyüdüm, çok özel örnek bir konut projesidir, hala yemyeşildir, huzur verir. Yürüyüş yolları, mahallelere ait parklar, çarşılar vardır, bence çok iyi bir konsepttir. Hoş artık profil değişmiş, her boş arazisine birileri bir şeyler inşa etme hırsıyla, ihanete çoktan başlanmıştır, huzur batar insanlara, belki de havuz yok ondan mı acaba?

 

Rant kötü şey azizim, beton kötü, görgüsüzlük en kötüsü, Her şeyin ilacı var da sonradan görmeliğin yok. İşte sonradan görmeliğin müteahitlik mesleğindeki yansımasıdır bu havuzlar…

Yoksa hangi aklı başında mimar: İzmir’e Santorini’yi getirir, suyun ortasına da çakma bir yel değirmeni koyar? Ya da Halkalı’ya yapay boğaz inşa edip yalılar yapar? Ankara’ya deniz getiren var, Alaçatı çarşısı kuran var, huzur içinde delirebiliriz…

Mimarlık bu mudur? Bu ise ben neyleyim… Silindir şeklinde binalar yaptı bir adam her şey öyle mi başladıydı… Sahi nerede koptu zincir, Antalya’da yapılan çakma Kremlin sarayıyla mı yoksa? Belki suçlu Las Vegas’ın kendisidir…

Az çoktur ama çok da bazen güzeldir. Art Nouveau güzeldir mesela, Rokoko’da güzeldir, Fransız bahçeleri de güzeldir, su mesela yakışır onlara… Ama ince bir çizgi var algıda, o aşılıp iş çığrından çıkınca, bir yel değirmeni, tonlarca su harcanınca misal, Halkalı’ya boğaz olmaz mesela… nedir sizce o çizgi?

Uyumdur bence, eğer inşa ettiğiniz yapı ya da yapılar topluluğundan dışarı adım attığınızda araba balkabağına dönüşüyorsa, olmaz o iş…

Gelelim suya,

Bu kadar su, havuz, gölet boşa giderse yazık olur, sabah akşam, gece gündüz yüzülse spora katkısı olur, aidatta boşa gitmez, altın madalya da an meselesi!

Hadi yine sapıttım, gidiyorum 🙂

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir